Logo bir marka değildir
Kurumsal kimlik konusu açıldığında konuşma çoğu zaman logoya kilitleniyor. Oysa logo, kimliğin sadece en görünür parçası. Asıl fark, o logonun etrafındaki kurallardan çıkıyor: hangi renkler kullanılacak, yazılar hangi fontla dizilecek, fotoğraf tarzı ne olacak, teklif dosyası nasıl görünecek.
Kırıkkale'de sık karşılaştığımız tablo şu: firmanın tabelasındaki logo bir renkte, aracın üzerindeki başka tonda, katalog kapağında farklı bir yazı tipiyle, Instagram profil fotoğrafında ise sıkışmış ve okunmayan haliyle duruyor. Her biri tek başına küçük bir sorun; toplandığında karşı tarafta dağınık bir izlenim bırakıyor.
Tutarlılık neden satışa dokunuyor
Bir satın almacı elindeki üç teklifi karşılaştırırken teknik şartname kadar sunumun düzenine de bakıyor. Antetli kağıdı düzgün, logosu net, tabloları hizalı bir teklif, aynı fiyatı veren dağınık bir dosyadan daha ciddi duruyor. Bu bir estetik meselesi değil, işini düzenli yapan bir firma izlenimi meselesi. Üretimde titiz davrandığını iddia eden bir firmanın kataloğunda üç farklı yazı tipi varsa karşı taraf farkında olmadan bir soru işareti taşıyor.
İkinci etki tanınırlıkta. Aynı renk ve aynı biçim düzeni tekrar tekrar görüldüğünde marka akılda yer ediyor. Yılda birkaç kez tasarım dilini değiştiren firma, her seferinde sıfırdan tanıtım yapmış oluyor.
Kurumsal kimlik çalışması neleri kapsar
- Logo ve yatay, dikey, tek renk gibi kullanım varyasyonları
- Renk paleti; baskı ve ekran karşılıkları ayrı ayrı tanımlanmış olarak
- Başlık ve metin için seçilmiş yazı tipleri, boyut ilişkileri
- Kartvizit, antetli kağıt, zarf, dosya gibi basılı malzemeler
- Teklif ve sunum şablonu, e-posta imzası
- Araç giydirme, tabela ve fuar standı uygulamaları
- Sosyal medya profil ve gönderi şablonları
- Ne yapılmayacağını gösteren kullanım kuralları
Son madde en çok atlanan ama en çok işe yarayan kısım. Logonun esnetilmemesi, renginin değiştirilmemesi, kalabalık fotoğrafın üzerine konmaması gibi kurallar yazılı olmadığında iş, dosyayı en son kim açtıysa onun tercihine kalıyor.
Küçük bütçeyle nereden başlanır
Her firmanın en baştan kapsamlı bir kimlik kılavuzuna ihtiyacı yok. Sınırlı bütçeyle sırayla ilerlemek mümkün. Önce logo ve renk ile yazı tipi kararlarını netleştirin. Ardından günlük kullandığınız üç dosyayı düzeltin: kartvizit, teklif şablonu ve sosyal medya profil görselleri. Araç giydirme ve tabela zaten yenileme zamanı geldiğinde yeni kimliğe göre yapılır. Fuar ve katalog gibi maliyetli kalemler en sona bırakılabilir.
Renk seçerken sektörü de hesaba katın
Renk tercihi kişisel beğeniyle başlıyor ama orada bitmemeli. Sanayi ve üretimde koyu mavi, gri ve turuncu tonlarının yaygın olmasının sebebi moda değil; bu renkler baskıda, araç giydirmede ve uzaktan okunan tabelada sorun çıkarmıyor. Gıda, sağlık ve eğitim tarafında ise farklı beklentiler var.
Dikkat edilecek pratik nokta, ekranda çok parlak duran bir tonun baskıda sönük çıkması. Renk kararı verilirken tabela ve katalog örneği görmeden onaylamamak, sonradan yaşanan hayal kırıklığını önlüyor. Bir de rakiplere bakmakta fayda var; aynı sektörde herkesin kullandığı renge yakın bir ton seçmek ayrışmayı zorlaştırıyor.
Yenileme yaparken markayı sıfırlamayın
Yirmi yıldır aynı tabelayla anılan bir firmanın logosunu tanınmayacak kadar değiştirmesi, biriken tanınırlığı harcamak anlamına geliyor. Çoğu durumda daha doğru yol, mevcut biçimi koruyup oranları düzeltmek, rengi ekranlarda da çalışan bir tona taşımak ve okunabilirliği artırmak. Aile şirketlerinde bu yaklaşım hem kuşaklar arası tartışmayı azaltıyor hem de eski müşterilerin firmayı tanımaya devam etmesini sağlıyor.
Dosyaları teslim alırken dikkat edin
Kimlik çalışmasının sonunda elinizde logonun kaynak dosyası bulunmalı. Sadece küçük boyutlu bir görsel dosyası teslim edildiyse ilerideki her baskı işinde sorun yaşarsınız. Vektörel kaynak dosyalar, renk kodları ve kullanılan yazı tiplerinin listesi sizde dursun. Tasarımcı değişse bile marka kesintisiz devam eder.
